Güncel Haberler

6/recent/ticker-posts

Adalet Değil, Siyasi Tasfiye

Nasuh Mahruki’den Sinem Dedetaş’a, Erdal Beşikçioğlu’ndan Özgür Özel’e uzanan dosyalar Erdoğan rejiminin yargıyı muhalifleri susturmak, teşhir etmek ve tasfiye etmek için nasıl kullandığını gösteriyor.
Hukuk öldü, rejim yargılıyor.
Muhalif Haber Yargı • Muhalefet • Teşhir
Muhalif Haber

Adalet Değil, Siyasi Tasfiye

Hukuk, muhalifleri susturmanın; gözaltı, tutuklama ve medya teşhiri ise onları toplum önünde yok etmenin aracına dönüştürüldü.

Türkiye’de yargı artık yalnızca suç araştıran bir kurum olarak işlemiyor. Erdoğan rejimi; siyasi rakipleri, belediye başkanlarını, gazetecileri, sanatçıları, insan hakları savunucularını ve devlet anlatısını sorgulayan yurttaşları aynı baskı düzeninin farklı halkalarıyla hedef alıyor.

Önce kişi seçiliyor. Ardından soruşturma açılıyor, ev baskını yapılıyor, gözaltı ve tutuklama görüntüleri yandaş medyada dolaşıma sokuluyor. Mahkeme kararı beklenmeden kişi toplum önünde suçlu ilan ediliyor.

Bu düzenin amacı yalnızca insanları cezaevine göndermek değil; onların itibarını, mesleğini, ailesini ve toplumdaki sesini de yok etmek.

Dosyanın ana sorusu

Türkiye’de yargı adalet mi dağıtıyor, yoksa Erdoğan rejiminin muhalifleri seçip teşhir ettiği ve tasfiye ettiği bir siyasi kontrol mekanizması olarak mı çalışıyor?

Aynı yöntemin farklı hedefleri

İfade özgürlüğü

Nasuh Mahruki’ye soru sorduğu için hapis

15 Temmuz paylaşımı nedeniyle tutuklanan Mahruki hakkında 4 yıl 6 aya kadar hapis istendi. Soru sormak, Türkiye’de devlet anlatısını tehdit eden bir eylem gibi cezalandırılıyor.

Siyasi baskı

Sinem Dedetaş’ın cezaevi açıklaması

Üsküdar Belediye Başkanı, siyasi gerekçeyle hedef alındığını ve görevi bırakması için yapılan tekliflerin kamuoyu tarafından bilindiğini söyledi. Seçilmiş belediye başkanları sürekli “sıradaki kim?” korkusuyla yönetiliyor.

Belediyelere operasyon

Behzat Ç.’nin komiseri gerçek hayatta hedefte

Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, belediye soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Seçimle kazanılan belediyeler, hizmet kurumları olmaktan çıkarılıp siyasi operasyonların sahasına dönüştürülüyor.

Fezleke düzeni

Özgür Özel ve Veli Ağbaba’ya dokunulmazlık hamlesi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iki siyasetçi hakkında dokunulmazlıkların kaldırılması talebiyle fezleke düzenledi. Siyasi rekabet, ceza dosyaları üzerinden yürütülen bir tasfiye savaşına çevriliyor.

Önce hedef göster, sonra teşhir et

Ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturması bu mekanizmanın medya ayağını görünür kıldı. Oyuncular, şarkıcılar, gazeteciler, iş insanları ve sosyal medya fenomenleri farklı dalgalar hâlinde evlerinden alındı. Bazıları tutuklandı, bazıları adli kontrolle serbest bırakıldı; fakat isimleri ve özel sağlık bilgileri, mahkeme kararı oluşmadan kamuoyunun önüne taşındı.

Bir soruşturma dosyası böylece adli bir işlem olmaktan çıkıp itibar infazına dönüşüyor. Kişi önce kameraların önüne çıkarılıyor, sonra toplumun hükmüne bırakılıyor. Sonuçta beraat etse veya serbest kalsa bile, rejimin medya makinesi görevini tamamlamış oluyor.

Buradaki amaç yalnızca bir kişiyi soruşturmak değil; onu toplum önünde küçük düşürmek, çevresini susturmak ve geri kalan herkese gözdağı vermektir.

Mahruki dosyası: Soru sormanın bedeli

AKUT’un kurucusu Nasuh Mahruki, 15 Temmuz’a ilişkin paylaşımı nedeniyle tutuklandı. Savcılık, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla 4 yıl 6 aya kadar hapis istedi. Mahruki’nin boğazı kesilen bir öğrencinin görüntüsünü paylaşmasıyla başlayan süreç, kısa sürede 15 Temmuz anlatısını sorgulamanın cezalandırılması noktasına taşındı.

Bir yurttaşın devletin resmî anlatısını sorması veya eleştirmesi, artık ifade özgürlüğü kapsamında değil, güvenlik tehdidi olarak ele alınıyor. Soruşturmanın hedefi yalnızca bir cümle olmaktan çıkıyor; kişinin mesleği, itibarı ve toplumdaki görünürlüğü de cezalandırılıyor.

Dedetaş dosyası: Seçilmiş iradeye kuşatma

Sinem Dedetaş’ın “Siyasi gerekçeyle burada olduğumu biliyorum” sözleri, belediye operasyonlarının yalnızca teknik dosyalardan ibaret olmadığını gösteriyor. Bir belediye başkanı, hizmet üretmek yerine kendi çalışma arkadaşlarını, belediyesini ve seçmen iradesini bir sonraki operasyon dalgasından korumaya çalışıyor.

Seçimle gelen yönetimler sürekli soruşturma baskısı altında tutulduğunda, seçmenin sandıkta kurduğu sonuç fiilen askıya alınıyor. Belediye başkanının görevde kalması, yalnızca hukuki değil siyasi bir direnme kararına dönüşüyor.

Erdal Beşikçioğlu: Belediye başkanlığından cezaevi sürecine

Behzat Ç. karakteri ekranda suçluların peşinden giden bir komiserdi. Gerçek hayatta bu karakteri oynayan Erdal Beşikçioğlu, CHP’den Etimesgut Belediye Başkanı seçildi ve belediye soruşturmasının hedefi oldu.

Çankaya Belediyesi operasyonunun ardından Etimesgut’a yönelen soruşturma, Ankara’daki CHP’li belediyelerin siyasi kuşatma altında tutulduğu tablonun yeni halkasıdır. İhale, rüşvet, zimmet ve belediye işlemleri üzerinden kurulan dosyaların gerçek hukuki niteliği mahkemelerde tartışılabilir; ancak operasyonların seçimle kazanılmış muhalif belediyeler üzerinde yarattığı siyasi sonuç ortadadır.

Özel ve Ağbaba: Siyasi rekabet fezlekeye çevriliyor

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Özgür Özel ve Veli Ağbaba hakkında dokunulmazlıkların kaldırılması talebiyle fezleke düzenledi. Savcılık iki siyasetçiyi “zincirleme şekilde rüşvet almak” suçlamasıyla Adalet Bakanlığı’na bildirdi.

Fezleke, henüz mahkeme kararı değildir. Ancak siyasi etkisi karar gününü beklemez. “Rüşvet” kelimesi manşetlere yerleştiği anda kamuoyu hükmü kuruluyor; savunma, delil ve yargılama süreci arka plana itiliyor.

Bu nedenle fezleke düzeni, muhalefeti yalnızca Meclis’te değil, toplumun gözünde de zayıflatmaya yarayan bir siyasi iletişim aracına dönüşüyor.

638Faili meçhul dosyanın yeniden incelendiği açıklanan sayı
19Bakanlık tarafından aydınlatıldığı açıklanan cinayet sayısı
4,5 yılNasuh Mahruki için istenen üst hapis sınırı
4 dosyaBu haberin ana muhalif başlıkları

Faili meçhul dosyalar ve adalet vitrini

Adalet Bakanlığı, faili meçhul dosyalar için özel bir birim kurulduğunu; 638 dosyanın yeniden incelendiğini ve 16 dosyada 19 cinayetin aydınlatıldığını açıkladı. Yıllarca çözülemeyen cinayetlerin yeniden incelenmesi elbette önemlidir.

Fakat adalet yalnızca basın açıklamasıyla ölçülmez. Kaç dosyada iddianame hazırlandı? Kaç kamu görevlisinin sorumluluğu araştırıldı? Kaç dosya mahkûmiyetle sonuçlandı? Aileler soruşturmalara katıldı mı? Eski ihmaller ve delil karartmaları ortaya çıkarıldı mı?

Erdoğan rejimi, bir yandan muhalifleri hızlı ve teşhirci operasyonlarla hedef alırken, diğer yandan seçilmiş dosyaları “devlet nihayet adalet sağlıyor” anlatısının vitrini hâline getiriyor. Aynı mekanizma hem cezalandırıyor hem de kendisini adaletin temsilcisi olarak pazarlıyor.

Hedef seçimiMuhalif siyasetçi, gazeteci, sanatçı veya kamuoyunda görünür bir yurttaş dosyanın merkezine yerleştiriliyor.
Adli işlemGözaltı, tutuklama, fezleke veya soruşturma kararıyla kişi kamusal alandan çekiliyor.
Medya teşhiriYandaş medya, karar kesinleşmeden suçlayıcı dil ve özel bilgiler üzerinden kamuoyu hükmü kuruyor.
İtibar infazıSerbest kalma veya beraat, daha önce yaratılan toplumsal mahkûmiyeti ortadan kaldırmıyor.

Bu düzenin adı adalet değil

Nasuh Mahruki’ye soru sorduğu için hapis yolu gösteriliyor. Sinem Dedetaş siyasi gerekçeyle hedef alındığını söylüyor. Erdal Beşikçioğlu belediye soruşturmasının merkezine yerleşiyor. Özgür Özel ve Veli Ağbaba hakkında dokunulmazlık dosyaları hazırlanıyor. Tanınmış kişilerin evleri basılıyor, bedenleri ve özel hayatları toplum önünde sergileniyor.

Bütün bunlar birbirinden bağımsız olaylar gibi sunuluyor. Oysa ortak sonuç açık: Erdoğan rejimi, hukuku muhalifleri susturmak için kullanıyor.

Bu düzen yalnızca insanları cezaevine göndermiyor. Onları toplum önünde küçük düşürüyor, ailelerini korkutuyor, mesleklerini yok ediyor ve geri kalan herkese tek bir mesaj veriyor:

Ses çıkarırsanız soruşturma dosyasına girebilirsiniz.
Soru sorarsanız “terör” veya “kin ve düşmanlık” suçlamasıyla karşılaşabilirsiniz.
Seçilmişseniz belediyeniz operasyon merkezine çevrilebilir.
Tanınmışsanız özel hayatınız ve bedeniniz kamuya teşhir edilebilir.

Türkiye’de sorun birkaç savcıdan, birkaç hâkimden veya birkaç medya çalışanından ibaret değil. Yargı, güvenlik bürokrasisi, cezaevleri ve propaganda aygıtı aynı siyasi hedefe bağlandığında ortaya hukuk değil, korku yönetimi çıkar.

Hukuk öldü, rejim yargılıyor.