Güncel Haberler

6/recent/ticker-posts

Diyarbakır Lice Adliyesi’nde icra yolsuzluğunu ortaya çıkaran kâtibin cezaevi dramı.

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 2021 yılında yaşanan ve yüzlerce araç satışını kapsayan icra yolsuzluğu dosyasında sıra dışı bir durum var. Lice Adliyesi’nde zabıt kâtibi olarak görev yapan Mehmet Oğuz Ademoğlu. Dosyalara girdiği sırada icra müdürü olmadığı için vekâleten görevlendirilen Ademoğlu, eski icra müdür yardımcısı Kemal Torun’un yönlendirdiği 63 sahte araç tescil işlemini fark edip üstlerine ve savcılığa bildirdiği iddia edilen usulsüzlüğü ortaya çıkardıktan kısa süre sonra tutuklandı. Ademoğlu, usulsüzlüğü fark ettikten sonra icra müdürü Hasan Sönmez’le birlikte Torun hakkında suç duyurusunda bulundu ancak 23 Ağustos 2021’de kendisi gözaltına alındı ve o tarihten beri neredeyse beş yıldır yargılaması devam ederken cezaevinde tutuluyor .

Dosyanın özeti, bir icra memurunun güvenini suistimal eden profesyonel bir dolandırıcılık şebekesinin hikâyesi. Mezopotamya Ajansı, Torun’un, Amed’den Lice’ye gelip kendisini “eski icra müdürü” olarak tanıttığını, Ademoğlu’nun bu kişiye güvenerek UYAP şifresini paylaştığını, Torun ile Ferzende Güler ve Yusuf Aslan’ın Lice’de 63 aracı ihaleye çıkmadan ve gerekli evrakları düzenlemeden devrettiğini aktarıyor. Avukat Mehmet Yolcu’ya göre müvekkili, işlemlerin usule uygun göründüğü için başlangıçta şüphelenmedi; buna rağmen her bir evrakı müdürüne gösterip teyit ettirdi ve nihayetinde geriye dönük kontrol yaparak en az 14 aracın satışını engelledi . Bu bulguların ardından Sönmez ve Ademoğlu’nun hazırladığı tutanak doğrultusunda soruşturma açıldı, ancak şebekenin arkasındaki isimler dışında kâtibin de tutuklanması hukukçular tarafından “mağduriyet” olarak niteleniyor.

Yargılamanın ilk aşamasında ortaya çıkan tablo çarpıcı: Diyarbakır Söz gazetesi, Lice merkezli davada sanıklar için “ceza yağdı” başlığı attı. 2022’nin sonunda açıklanan karara göre Ferzende Güler 183 yıl, Kemal Torun 183 yıl, Hasan Sönmez 117 yıl ve Mehmet Oğuz Ademoğlu 111 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı; diğer sanıklar da benzer şekilde uzun hapis cezaları aldı . Mahkeme, Torun’un Ademoğlu’ndan aldığı UYAP şifresiyle bankaların haciz koyduğu lüks araçlardaki rehin ve şerh kararlarını kaldırdığını, sahte tescil belgeleri düzenleyip araçları piyasa değerinin altında satışa çıkardığını ve kamu bankalarını zarara uğrattığını kabul etti. Yargıtay cezanın bir bölümünü bozsa da mahkeme yeni iddianameyle yargılamaya devam ediyor ve Ademoğlu hâlâ F Tipi Cezaevi’nde.

Ademoğlu’nun avukatı Mehmet Yolcu: Müvekkilimin tek suçunun şebeke tarafından e‑imzasının kullanılmış olması. 

İcra dairesindeki kamera kayıtlarında Torun’un işlemleri Ademoğlu’nun odasında yalnızken yaptığı, tanık ifadelerinin Ademoğlu’nun işlem saatlerinde dışarıda olduğunu gösterdiği ve 14 aracın satılmasını engellediği tespitlerinin mahkemeye sunulduğunu belirten Yolcu, buna rağmen mahkemenin yargılamayı yavaş ilerlettiğini söylüyor. Mezopotamya Ajansı’na konuşan avukat, makul tutukluluk süresinin iki yıl olduğunu, en fazla beş yıla çıkabileceğini; buna rağmen Ademoğlu’nun neredeyse beş yıldır tutuklu olduğunu ve istinaf sürecinin üç‑dört yıl daha sürebileceğini vurguluyor . Bu durum, tutukluluğun artık tedbir değil, cezalandırma aracına dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Davanın 14’üncü duruşması 20 Ocak 2026’da yapılacak. Ademoğlu ailesi aracılığıyla “Sesime ses olun” çağrısı yapıyor; dosyadaki iddianamenin hâlâ boş olduğunu, soruşturmanın başlatılmasında kendisinin rol aldığını fakat buna rağmen kimlerin ayağına bastığını bilmediğini söylüyor. Bir kuruş menfaat sağlamadığını, MASAK raporu talep ettiğini ancak bu talebin reddedildiğini anlatan Ademoğlu, cezaevinden yazdığı mektuplarda “Böylesi bir hukuksuzluğa can daha fazla nasıl dayanır bilmiyorum ama direniyorum” ifadesiyle avukatları, milletvekillerini ve kamuoyunu 20 Ocak’taki duruşmaya destek vermeye davet ediyor . Davayı takip edenler, yolsuzluğun üzerinin kapatılmaya çalışıldığını, gerçek faillerin dosyada yer almadığını ve suç duyurusunda bulunan bir memurun cezalandırılmasının hukukun caydırıcılığını yok ettiğini belirtiyor.

Mehmet Oğuz Ademoğlu vakası, Türkiye’de adalet sisteminin içler acısı durumunu bir kez daha gözler önüne seriyor. İnsan hakları kuruluşu Human Rights Watch’un 2025 raporunda, Erdoğan rejiminin medya, mahkemeler ve devlet kurumları üzerindeki hakimiyetinin arttığı, yargıdaki güç mücadeleleri ve artan yolsuzluk iddialarının insan hakları ile hukuk devletini zayıflattığı belirtiliyor . Raporda, hükümetin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı kararlarını dahi göz ardı ettiği, uzun tutukluluk ve keyfi yargılamaların devam ettiği, hükümeti eleştiren gazetecilerin terör suçlamalarıyla yargılandığı ve binlerce kişinin siyasi nedenlerle cezaevinde tutulduğu vurgulanıyor. Bu atmosferde bir kamu görevlisinin, uğradığı yolsuzluğu ortaya çıkardığı için 111 yıl hapis istemiyle yargılanması ve yıllarca cezaevinde tutulması adaletin siyasallaştığını gösteriyor.

Oysa hukukun temel ilkesi, suçu işleyene ceza, suçu ortaya çıkarana ise koruma sağlamaktır. Ademoğlu’nun yaşadığı örnek tam tersini gösteriyor; çünkü cezaevindeki her gün, yolsuzluk şebekelerine “rüşveti ve usulsüzlüğü örtbas ettirmenin ödülü var, ifşa etmenin bedeli ağırdır” mesajı veriyor. Bu mesaj, zaten çürümüş olan devlet aygıtını daha da bataklığa sürüklüyor. Bu bataklıkta boğulan sadece Ademoğlu değil; milyonlarca yurttaş da yolsuzluk, enflasyon ve haksızlık çemberinde boğuluyor.

Erdoğan rejimi, mahkemeleri ve bürokrasiyi siyasi sadakat ölçüsüyle yönlendirerek usulsüzlüğü ortaya çıkaran memurları yıllarca hapiste tutarken, yolsuzluk yapanların sırtını sıvazlıyor. Bizzat devletin savcısı gibi davranan yandaş medya kararları alkışlıyor, ama bağımsız yargıdan söz etmeye cesaret edenler terörist damgası yiyor. Bu rejimin kontrolündeki adalet mekanizması, biri susmazsa yüzlerce kişinin ellerine kelepçe takabileceğini biliyor; çünkü Erdoğan rejimi, hukuku menfaatlere göre eğilip bükülebilen bir düzen haline getirdi. Lice’deki dava, ülkedeki çürümenin nerelere vardığının somut bir göstergesi.

Bu kirli düzen devam ettikçe kimse suçlulara “dur” diyemez. Onun için bu dava sıradan bir memurun değil, tüm toplumun meselesi. Yargı ciddiyetiyle yürütülmeyen davalar ve keyfi tutuklamalar, adalet duygusunu yok ediyor. Herkes şunu sormalı: “Hırsızı değil, hırsızlığı ihbar edeni cezalandıran bir sistem bizden ne bekliyor?” Ses çıkarmadığımız her gün, Erdoğan rejimi bataklığı büyütüyor. Türkiyeyi sevenlerin görevi, suça bulaşmadan görevini yapmaya çalışanların yanında durmak; hukukun üstünlüğünü, adaleti ve şeffaflığı savunmak ve bu karanlık düzenin hesabını sormaktır.