Ankara’nın yeni hamlesi
14 Aralık 2025’te Erdoğan rejimi parlamentoya Libya’daki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) görev süresinin 24 ay uzatılması için önerge sundu. Metin, 2019’da Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile imzalanan askeri iş birliği anlaşmasına dayanarak Türk askerinin eğitim ve danışmanlık amacıyla Libya’da bulunduğunu savunuyordu İktidar, Libya’nın siyasi çıkmazının devam etmesi halinde çatışmanın yeniden patlak vereceğini ve Türk askeri varlığının istikrar için gerekli olduğunu ileri sürdü.
Ancak bu uzatma talebi aslında Neo‑Osmanlı bir askeri üs kurma projesinin parçasıdır. 2019’da imzalanan “Güvenlik ve Askeri İş Birliği Mutabakat Muhtırası” ve “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması” anlaşması Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmamıştır; Libya’nın seçilmiş parlamento başkanı Akile Salih, bu anlaşmanın hukuken geçersiz olduğunu ve “yanlış üzerine bina edilen her şey yanlış kalır” diyerek “zombi bir anlaşma” olarak niteledi Böylece Ankara’nın Libya’da kalmasının hic bir uluslararası meşruiyeti yoktur!
Karanlık askeri operasyonlar ve silah sevkiyatı
Erdoğan rejimi Ocak 2020’de TSK birliklerini ve binlerce Suriyeli paralı askeri Libya’ya gönderdi. Güya “eğitim” için giden bu birlikler Libya Ulusal Ordusu’na (LNA) karşı sahada savaşan silahlı grupları destekledi. Muhalifhaber’de 2020 yılında yayımladıgımız haberlerde Bana adlı Ro‑Ro gemisinin Fransız savaş gemileri tarafından durdurularak İtalya’nın Cenova Limanı’na çekildiği ve gemide Suriyeli militanlarla modern silahların bulunduğundan şüphelenildiği belirtilmiştik. LNA sözcüsü Ahmed el‑Mismari, Mitiga Havalimanı’nda gizli bir Türk üssü inşa edildiğini ve gemilerle modern silahlar gönderildiğini açıklamıştı.
Birleşmiş Milletler uzmanlarının 2024 tarihli raporu, Libya’ya uygulanan silah ambargosunun etkin olmadığını ve yabancı devletlerin silahlı gruplara eğitim ve teçhizat sağlamaya devam ettiğini; bazı devletlerin “askeri eğitim” adıyla ambargoyu deldiğini vurguluyor Nordic Monitor’ün analizine göre Ankara, eğitim programlarını “emniyet iş birliği” maskesi altında sunarak ambargoyu ihlal ediyor ve 2022–2024 arasında en az 14 ihlal kaydedildi. Bu ihlaller Libya’daki savaşın uzamasına ve ülkenin bölünmüşlüğünün derinleşmesine neden oldu.
Laleli’den Trablus’a kara para akışı
Libya’daki askeri varlık, yalnızca askerî değil, mali suç şebekeleriyle de iç içe. İstanbul’un Laleli semtinde kurulan ve kamuoyunda “Laleli Çamaşırhanesi” olarak bilinen ağ, Libyalı vatandaşlara ait kredi kartları üzerinden Türkiye’ye milyarlarca lira aktardı. Araştırmacı gazeteci Bahadır Özgür’ün ortaya çıkardığı görüntülerde, tek bir POS cihazıyla bir günde yüzlerce işlem yapıldığı ve Libyalıların Türkiye’ye gelmeden kartlarının kullanıldığı gözlemlendi. MASAK ve BDDK raporlarına göre yalnızca bir firmanın cirosu birkaç hafta içinde yarım milyon dolara ulaştı; toplamda en az 47–112 milyar TL tutarında kara para aklandığı tespit edildi.
Birgün gazetesinin ulaştığı gizli rapor, Libya Yolsuzlukla Mücadele Komitesi’nin Aman Bank’a gönderdiği bir listede onlarca Türk şirketinin POS cihazlarının kapatılmasını istediğini gösteriyor. Raporda bu ticaretin gerçekte yapılmadığı, Libya’dan gelen paranın Laleli ve Kapalıçarşı’daki şirketlere “ticaret yapılıyormuş” gibi aktarıldığı ve ABD Hazine Bakanlığı’nın (OFAC) soruşturma başlattığı belirtildi.
Kasım 2025’te İstanbul polisi, Libyalı ve Türk iş insanlarının kullandığı bir kara para şebekesini çökertti; operasyon kapsamında 85 kişi tutuklandı, POS cihazları ve banka hesapları donduruldu. Türkiye Today gazetesine göre bu şebeke, yabancı banka kartlarını yasa dışı yollarla temin edip ₺47 milyar (1,12 milyar dolar) tutarında hayali POS işlemi gerçekleştirdi; şüphelilerin elde ettiği haksız kazanç ₺1,3 milyar (31 milyon dolar) olarak hesaplandı. Bir diğer haberde ise Laleli merkezli şirketin 155 milyon dolar giriş ve 107 milyon dolar POS işlemi gerçekleştirdiği ve 472 sahte pasaport bulunduğu belirtiliyor; POS cihazlarının Libya’ya gönderildiği ve işlemlerin orada yapıldığı halde Türkiye’de kaydedildiği, müşterilere %2 komisyon ödendiği bildiriliyor.
Libya Review, Jeune Afrique’e dayanan haberinde Malta’daki bir soruşturmanın ardından Türk ve Libyalı şirketlerin de içinde olduğu 900 milyon dolarlık gizli bankacılık sistemi ortaya çıktığını ve İstanbul’un Laleli semtinde yapılan baskınlarda 50 milyar TL’lik varlığa el konulduğunu yazdı. Bu rakamlar, kara para ağının yalnızca bir kısmını yansıtıyor; gerçek tutarın çok daha yüksek olduğu düşünülüyor. CHP yetkilileri, ABD makamlarının bu devasa akışı bildiğini ve Ankara’ya karşı diplomatik baskı aracı olarak kullanabileceğini belirtti.
Uluslararası tepkiler ve “Mavi Vatan” hayali
Erdoğan rejimi, Libya’daki askeri varlığını “Mavi Vatan” doktriniyle meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu doktrin, Türkiye’nin Akdeniz’de Osmanlı sınırlarını canlandırma arzusunu yansıtıyor. Times of Israel’de Amine Ayoub’un kaleme aldığı makale, 24 aylık uzatma talebinin “Neo‑Osmanlı karakolu kurma” planı olduğunu; Ankara’nın Libya’da İslamcı milisleri desteklediğini, Suriyeli paralı asker ve Bayraktar İHA’larıyla sahayı şekillendirdiğini vurguluyor. Ayoub’a göre 2019 deniz yetki anlaşması “zombi bir anlaşma”dır; Yunanistan, Mısır ve Kıbrıs’ın deniz egemenliğini yok sayar ve Libya parlamentosu tarafından onaylanmamıştır. Makale, Türk askeri varlığının Libya ordusunun birleşmesini engellediğini ve Trablus yönetimini Ankara’ya bağımlı kıldığını belirtiyor.
Stiftung Wissenschaft und Politik (SWP) uzmanı Wolfram Lacher ise 2024’te yayımlanan çalışmasında, Türkiye ve Rusya’nın Libya’da “görünmez işgal” stratejisi izlediğini, yerel halkla teması en aza indirdiğini ve uzun vadeli kalıcı bir varlık oluşturduklarını anlatıyor. SWP raporu, Batılı devletlerin Rusya’nın varlığını eleştirmesine karşın Türkiye’ye daha yumuşak davrandığını; her iki ülkenin de Libya’daki iç savaşta dengeleri değiştirerek rival tarafların bağımlılığını artırdığını vurguluyor.
Maghrebi.org’un haberinde, Akile Salih’in Ankara ile yapılan deniz yetki anlaşmasını reddederek anlaşmanın meşru olmadığını ve Libya’nın yalnızca parlamento onaylı anlaşmalarla komşularıyla müzakereye açık olduğunu söylemesi, doğu ve batı Libya arasındaki derin bölünmeyi yansıtıyor. Bu açıklama, Erdoğan rejiminin dayanak olarak kullandığı anlaşmanın yerel düzeyde meşruiyeti olmadığına dair uluslararası bir hatırlatma niteliğinde.
Karanlık Plan!
Erdoğan rejimi, Libya’daki askeri varlığını eğitim ve danışmanlık kılıfı altında sürdürmekle kalmıyor; silah kaçakçılığı, paralı asker sevkiyatı ve kara para akışı ile bölgeyi destabilize ediyor. Türkiye’nin Laleli üzerinden Libya’ya kurduğu para aklama düzeni, ülkedeki kamu kaynaklarını eritirken Türkiye’yi uluslararası gri liste tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.
Libya’nın doğu yönetiminin ve uluslararası uzmanların açıklamaları, 2019 anlaşmalarının hukuken geçersiz olduğunu ve Türk varlığının Libya’nın egemenliğini ihlal ettiğini gösteriyor. Buna rağmen Ankara, “Mavi Vatan” hayali uğruna bölgeyi bir Neo‑Osmanlı üssüne dönüştürmeye çalışıyor ve Türkiye’yi hem askeri bataklıkla hem de devasa bir kara para skandalıyla baş başa bırakıyor.
Bu gerçekleri görmezden gelen iktidar çevrelerine karşı görevimiz açık: Karanlık işleri ifşa etmek, hesap sormak ve Libya’yı olduğu kadar Türkiye’yi de bu rejimin elinden kurtarmak. Parlamentoya sunulan yeni uzatma talebine muhalefetin sert tepki göstermesi; uluslararası toplumun Türkiye’ye karşı yaptırım ve baskı uygulaması; ve Libya’daki tüm yabancı güçlerin çekilmesi için ortak bir çabanın başlatılması gerektiği ortadadır.

Social Plugin