Erdoğan–Aliyev Hattında Siyasi Teslim Operasyonu: Gültekin Hacıbeyli Dosyası ve Geri Gönderme Merkezlerindeki Sistematik Suç Rejimi.
Türkiye’de iktidarın yıllardır inşa ettiği baskı rejimi, artık yalnızca ülke sınırları içinde muhalifleri susturmakla yetinmiyor. Erdoğan rejimi, kendisi gibi otoriter yönetimlerle kurduğu kirli ittifaklar üzerinden, muhalifleri sınır ötesinde de hedef alan siyasi teslim ve iade operasyonlarını sıradanlaştırmış durumda. Bugün Azerbaycanlı muhalif siyasetçi Gültekin Hacıbeyli’nin Türkiye’de maruz bırakıldığı süreç, bu suç düzeninin en açık örneklerinden biri olarak karşımızda duruyor.
Hacıbeyli, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi eski üyesi, Azerbaycan’daki otoriter yönetimin ve İlham Aliyev rejiminin uzun yıllardır açık muhalifi. Türkiye’de gözaltına alındıktan sonra İstanbul’da bulunan Çatalca Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edildi ve burada idari gözetim altında tutuluyor. Türkiye makamları, Hacıbeyli’yi üçüncü güvenli bir ülkeye gönderme seçeneği varken bu talebi bilinçli biçimde reddederek, ısrarla Azerbaycan’a iade etmeye çalışıyor.
Bu tablo, bir “idari işlem” değil; açıkça bir siyasi teslim operasyonudur.
Bu hukuksuzluğu kamuoyuna taşıyan isim ise insan hakları alanındaki çalışmalarıyla bilinen milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu. Gergerlioğlu, Hacıbeyli’nin üçüncü ülke olarak Fransa’ya gönderilmesini talep ettiklerini, ancak bu talebin dikkate alınmadığını açık biçimde ifade etti. Yani Türkiye, Hacıbeyli’yi koruyabileceği ve güvenli bir ülkeye gönderebileceği halde bunu bilinçli olarak yapmıyor. Amaç açıktır: Muhalif bir ismi Aliyev rejiminin eline teslim etmek.
Bu, Erdoğan rejiminin Aliyev rejimiyle kurduğu karşılıklı çıkar ilişkisine dayalı kirli dayanışmanın sonucudur. Her iki rejim de muhaliflerini yalnızca kendi ülkelerinde baskılamakla yetinmeyen, onları ülke dışına kaçsalar dahi takip eden ve mümkün olduğunda birbirlerine teslim eden yapılar olarak hareket ediyor. Bu hattın adı diploması değil; otoriter suç ortaklığıdır.
Geri Gönderme Merkezleri (GGM): Hukukun Askıya Alındığı Alanlar
Türkiye’de Geri Gönderme Merkezleri (GGM) uzun süredir fiili gözaltı kampları gibi işletiliyor. Bu merkezlerde insanlar aylarca, hatta yıllarca tutuluyor; etkili bir yargısal denetim mekanizması işlemiyor; avukatlara erişim kısıtlanıyor; sağlık hizmetleri keyfi biçimde engelleniyor.
Çatalca Geri Gönderme Merkezi, bu sistematik ihlallerin en bilinen adreslerinden biri. Burada yaşananlar, “ihmal” olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır ve süreklilik arz ediyor.
Gergerlioğlu’nun aktardığı bir vakada, Ozoda Dzhabbarova isimli yabancı uyruklu bir kadın, hamile olduğu halde defalarca “kanamam var, çok kötü durumdayım” demesine rağmen ciddiye alınmadı. Sonuçta bebeğini kaybetti. Bu olay, devletin kendi kurumu olan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu tarafından da tespit edildi ve “kötü muamele yasağının ihlali” olarak kayda geçirildi.
Bu vaka, münferit bir hata değildir. Bu, GGM’lerde insan hayatının sistematik biçimde değersizleştirildiğini gösteren sayısız örnekten sadece biridir. Kadınlar, hastalar, çocuklar ve sığınmacılar, devletin gözetimi altında ama hukukun tamamen dışında bir alanda tutulmaktadır.
Gerçeği Yazana Ceza!
Çatalca’daki bu hukuksuzlukları kamuoyuna taşıyan isimlerden biri de Karar Gazetesi muhabiri Feyza Nur Çalıkoğlu oldu. Çalıkoğlu, merkezdeki kötü muameleleri, hücre benzeri odaları, dayak iddialarını, çığlık seslerini ve hamile kadınların yaşadıklarını haberleştirdi.
Devletin refleksi ise ihlalleri soruşturmak olmadı. Gazeteci hakkında “yalan bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla dava açıldı.
Bu tablo, Erdoğan rejiminin işleyişini özetliyor:
İhlali yapan korunuyor, ihlali ortaya çıkaran cezalandırılıyor.
Bu yaklaşım, Türkiye’de basın özgürlüğünün neden dibe vurduğunu da açıkça gösteriyor. Gazetecilik fiilen suç haline getirilmiş durumda.
Sorumluluk Kimin?
Gültekin Hacıbeyli, bugün Türkiye’de tutuluyor. Türkiye, onu güvenli bir üçüncü ülkeye göndermeyi reddediyor. Türkiye, onu ısrarla Azerbaycan’a teslim etmek istiyor. Bu nedenle şimdiden açıkça kayda geçirmek gerekir: Eğer Hacıbeyli Azerbaycan’a gönderilir ve orada canına, özgürlüğüne veya yaşam hakkına yönelik bir saldırıya uğrarsa, bunun doğrudan sorumlusu Türkiye’deki Erdoğan iktidarı olacaktır.
Bu dosya, yalnızca bir kişinin dramı değildir. Bu dosya, Erdoğan rejiminin hukuku nasıl sistematik biçimde askıya aldığının, insan hayatını nasıl pazarlık unsuruna dönüştürdüğünün ve otoriter rejimlerle nasıl kirli bir dayanışma ağı kurduğunun belgesidir.
Uluslararası Topluma Çağrı
Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve tüm uluslararası insan hakları mekanizmaları bu dosyaya derhal müdahil olmalıdır. Sessizlik, bu suça ortak olmaktır. Gültekin Hacıbeyli derhal serbest bırakılmalı, güvenli bir üçüncü ülkeye gitme hakkı tanınmalı ve Türkiye’deki Geri Gönderme Merkezleri bağımsız ve etkili biçimde denetlenmelidir.Aksi halde bu karanlık düzen daha fazla insanın hayatını yutmaya devam edecektir.

Social Plugin